Kıbrıs Destanı

Dünya insanlarla aşırı derecede dolmuştur: Zeus, insanlığın yükünü azaltmak amacıyla büyük bir savaş başlatmayı düşünür. Kypria, Truva Savaşı’nı yalnızca Helen yüzünden çıkan kişisel bir savaş değil, kahramanlar çağını sona erdiren büyük bir ilahi planın parçası olarak anlatır.

Proklos’a göre Zeus, Themis ile birlikte Truva Savaşı hakkında planlar yapar. Böylece ileride çıkacak büyük savaşın tanrısal arka planı daha en başta kurulmuş olur.

Thetis (Aşil’in annesi, Themis değil), Zeus’la birlikte olmaktan Zeus’un karısı Hera‘yı hoşnut etmek amacıyla kaçınır. Zeus, buna kızarak onun bir ölümlüyle evlenmesine yemin eder. Böylece Peleus ile Thetis‘in evliliği, yalnızca romantik bir evlilik değil, Zeus’un daha büyük planının bir parçası hâline gelir.

Düğün Pelion Dağı‘nda, Centaur Kheiron‘un bulunduğu yerde yapılacaktır. Tanrılar düğüne davet edilir. Fakat Eris (Nifak Tanrıçası) davet edilmez. Zeus diğer tanrıları düğün şölenine çağırır, fakat Hermes, Zeus’un emriyle Eris’i kapıda durdurur. Eris buna öfkelenir ve şölenin içine sadece en güzele layık olan altın bir elma atar. Elma yüzünden Hera, Athena ve Aphrodite arasında “En güzel kim?” tartışması çıkar. Zeus, üç tanrıçanın arasındaki anlaşmazlığı kendisi çözmek yerine Aleksandros‘a, yani Paris‘e çözdürür.

Hermes; Hera, Athena ve Aphrodite‘i, İda Dağı‘ndaki Paris’in karşısına götürür.

Apollodoros eklemesine göre bu üç tanrıça, kendilerini seçmesi hâlinde Paris’e farklı ödüller vaat ederler:

Hera: Tüm dünyaya hükmedecek bir krallık.

Athena: Savaşta zafer.

Aphrodite: Helen ile birliktelik.

Paris, Aphrodite‘i ve Helen‘in aşkını seçer.

Aphrodite’nin teşvikiyle Paris için gemiler hazırlanır. Paris ile birlikte Aineias da yola çıkar; Aphrodite ona Paris’le birlikte denize açılmasını söyler. Ayrıca Helenos ve Kassandra geleceğe ilişkin kehanetlerde bulunurlar. Paris, Lakedaimon‘a, yani Sparta bölgesine gelir. Önce Tyndaridai tarafından konuk edilir, ardından Sparta’da Menelaos’un sarayında misafir edilir. Menelaos, Paris’i dokuz gün boyunca ağırlar. Paris ise Helen’e hediyeler verir. Sonra Menelaos, anne tarafından büyükbabasının cenaze işleri dolayısıyla Girit’e gider. Menelaos ayrılırken Helen’den misafirleriyle ilgilenmesini ister. Ve tam bu sırada Tanrıça Aphrodite devreye girer. Aphrodite, Helen’i Paris’le bir araya getirir. Birbirlerine âşık olur ve ilişkiye girerler. Paris ile Helen birlikte olduktan sonra Paris, Menelaos’un mallarının büyük bölümünü gemilerine yükler ve gece vakti Helen ile Sparta’dan kaçarlar. Helen’in, dokuz yaşındaki kızı Hermione’yi geride bıraktığı da söylenir.

Paris ve Helen denize açıldığında, Zeus’un karısı Hera onları lanetler ve bir fırtına gönderir. Bu yüzden doğrudan Truva’ya gidemezler. Gemileri güzergahtan sapar. Paris’in gemileri sonunda Sidon‘a ulaşır ve Paris, oradaki şehri ele geçirir. Peşine düşülmesi ihtimaline karşı Fenike ve Kıbrıs’ta uzun süre oyalanır. Sonunda İlyon’a döner ve Helen’le evlenir.

Bu sırada, başka bir yerde; Castor ve Polydeukes, Sparta kralı Tyndareus’un oğulları olarak bilinen ve birlikte Dioskurlar diye anılan iki kardeştir. Castor ölümlü, Polydeukes ise Zeus’un oğlu olduğu için ölümsüzdür. Bu ikilinin kuzenleri ise Idas ve Lynkeus adlı iki kardeştir. Idas ve Lynkeus, Messenia kralı Aphareus’un oğullarıdır ve olağanüstü güçleriyle tanınırlar. Özellikle Lynkeus’un gözleri sıradan değildir; çok uzakları ve gizli şeyleri görebildiği söylenir. Bir gün Castor ve Polydeukes, kuzenleri Idas ve Lynkeus’a ait sığırları çalmaya çalışırken yakalanırlar. İki kardeş saklanmaya çalışsa da Lynkeus’un olağanüstü görüşünden kurtulamazlar. Lynkeus, Taygetos Dağı‘nın tepesine çıkarak bütün Peloponnesos’u gözetler ve sonunda Castor’u içi boş bir meşe ağacının içinde saklanmış hâlde görür. Bunun üzerine kardeşi Idas’a yerini gösterir. Idas Castor’u bulup öldürür. Kardeşinin ölümünü gören Polydeukes ise Idas ve Lynkeus’la çatışmaya girer ve ikisini de öldürür. Böylece iki taraftaki kardeşlerden yalnızca Polydeukes hayatta kalır. Ancak Polydeukes ölümsüz olduğu için kardeşi Castor’un ölümünden sonra yaşamaya devam etmek zorundadır; Castor ise ölümlüdür ve artık geri dönemeyecektir. Polydeukes, kardeşinden ayrılmak istemediği için Zeus’a yalvarır. Bunun üzerine Zeus, Castor ile Polydeukes’e ölümsüzlüğü paylaşma hakkı verir: iki kardeş bundan böyle ölümsüzler arasında ve ölümlüler arasında dönüşümlü olarak yaşayacaktır. Böylece Castor’un ölümlülüğü ile Polydeukes’in ölümsüzlüğü arasında bir denge kurulmuş olur ve iki kardeş birbirlerinden tamamen ayrılmamış olurlar. Daha sonraki mitolojik gelenekte ise Dioskurlar, gökyüzüne, İkizler (Gemini) takımyıldızına yerleştirilir ve yıldızlarla ilişkilendirilirler. Böylece iki kardeş, gökyüzünde de yan yana varlıklarını sürdürürler.

Tanrıların Habercisi İris (Eris değil), Menelaos’a evinde yaşananları haber verir. Menelaos, kardeşi Agamemnon’la Truva’ya karşı bir sefer düzenlemeye karar verir. Nestor’a da gider. Nestor burada uzun bir digresyon, yani ana hikâyeden ayrılan başka hikâyeler anlatır: Epopeus’un Lycurgus’un kızını baştan çıkarması ve bunun sonucunda şehrinin yağmalanması; Oidipus’un hikâyesi; Herakles’in deliliği; Theseus ile Ariadne’nin hikâyesi.

Agamemnon ve Menelaos, Yunan dünyasını dolaşıp savaşa katılacak liderleri toplamaya başlarlar. Agamemnon elçilerini göndererek daha önce edilen Tyndareos Yemini‘ni liderlere hatırlatır. Bu yemin önemlidir: Helen’in talipleri daha önce onun evliliği konusunda bir anlaşmaya varmış ve evliliğe saldırı olması hâlinde kocayı savunmaya söz vermişlerdir. Böylece Helen’in kaçırılması, Menelaos’un kişisel sorunu olmaktan çıkıp Yunan krallarının ortak meselesi hâline gelir.

İthaka Kralı Odysseus, savaşa gitmek istemez. Sabana öküz yerine kendini koşar ve tarlaya buğday yerine tuz atarak delice davranır. Fakat Palamedes onun numara yaptığından şüphelenir. Odysseus’un küçük bebeği Telemakhos‘u sabanın önüne koyarlar ve Odysseus’un gerçekten delirmediği ortaya çıkar. Odysseus böylece sefere katılır.

Yunanlar müttefik toplamaya devam ederler. Menelaos, Odysseus ve Talthybios Kıbrıs’a giderek Kinyras‘ı sefere katılmaya ikna ederler. Kinyras, Agamemnon’a bir zırh hediye eder ve elli gemi göndereceğine yemin eder. Fakat sözünü gerçek anlamıyla yerine getirmez: Bir gemi gönderir, kalan gemileri çamurdan yaptırıp denize bırakır.

Yunan kralları ve savaşçıları Troya‘ya gitmek üzere Aulis‘te toplanmış durumdadırlar. Kurbanlar sunulurken birdenbire bir yılan ortaya çıkar. Yılan bir ağaca tırmanır ve ağacın tepesindeki yuvada bulunan sekiz yavru serçeyi tek tek yer. Ardından anne serçeyi de yer. Böylece yılanın yediği kuşların sayısı dokuz olur.

Orada bulunan kahin Kalkhas (Calchas) bu olayı sıradan bir hayvan davranışı olarak görmez; bunu Zeus tarafından gönderilmiş bir işaret olarak yorumlar: “Yılanın yediği dokuz kuş, Troya önündeki savaşın dokuz yıl süreceğine işaret ediyor ama Troya, kuşatmanın onuncu yılında düşecek,” der.

Agamemnon o sırada Aulis‘te avlanırken bir geyik öldürür. Ve kendisinin Artemis‘ten daha iyi bir avcı olduğunu söyler. Artemis ise buna öfkelenir. Öfkeli Tanrıça, Yunan filosunun yola çıkmasını engeller; rüzgârları kesmek/olumsuz hava göndermek suretiyle filoyu Aulis’te tutar. Kahin Kalkhas’a göre, Artemis’in öfkesi giderilmelidir. Çözüm olarak ise Agamemnon’un kızı Iphigeneia‘nın Artemis’e kurban edilmesi istenir.

Agamemnon, kızını Aulis’e getirmek için bir bahane bulur: Iphigeneia’nın Aşil‘le evleneceğini söyler. Odysseus ve Talthybios, Klytaimnestra’dan Iphigeneia’yı getirmesini ister. Tanrıça Artemis ise kızın kurban edilmesine izin vermez ve son anda Iphigeneia’yı alıp Tauris’e götürür, onu ölümsüz yapar ve sunağa onun yerine bir geyik koyar.

Yunan filosu daha sonra Tenedos‘a ulaşır. Adanın kralı Tennes‘tir. Tennes, Yunanların gelişini görünce onları durdurmaya çalışır ve kayalar atar. Aşil ise Tennes’i göğsünden kılıçla vurur ve öldürür. Burada çok önemli bir kehanet vardır: Thetis, Aşil’i Tennes’i öldürmemesi konusunda uyarmıştır. Çünkü Aşil Tennes’i öldürürse Apollo(Okçu Tanrı) tarafından öldürüleceği söylenmiştir. Aşil buna rağmen Tennes’i öldürür. (Tennes’in soyu konusunda da metinler vardır: metinlerde Cycnus ile Procleia‘nın oğlu olduğu, bazılarına göre ise Apollo’nun oğlu sayıldığı belirtilir.) Tenedos’taki şölen sırasında Philoctetes bir su yılanı tarafından ısırılır. Yarasının kokusu dayanılmaz hâle gelir. Bu yüzden Lemnos‘ta bırakılır. Ayrıca Aşil, kendisinin geç çağrılmasına kızdığı için Agamemnon’la tartışır.

Artık Yunan filosu İlyon kıyısına ulaşır. Troyalılar onları karaya çıkarken karşılarlar. Ve burada ilk ölen Yunan Protesilaus olur. Kypria‘ya göre Protesilaus, Yunanların kıyıya çıkan ilk savaşçısıdır ve Hektor tarafından öldürülür. Protesilaus ölmeden önce az sayıda düşman öldürmüştür. Protesilaus’un ölümünden sonra Aşil, Myrmidon birlikleriyle birlikte karaya çıkar. Troyalı müttefikler Yunanların çıkışını taş atarak engellemeye çalışır. Bu sırada Aşil, yerden bir taş alır ve Kycnus‘un tam kafasına atarak onu taşla öldürür. Kycnus öldürülünce Troyalılar geri çekilir.

Kycnus’un ölümünden sonra Yunanlar gemilerden çıkar ve savaş alanını cesetlerle doldurur. Truvalılar şehre çekilir. Yunanlar ölülerini toplarlar. Odysseus ve Menelaos, elçi olarak Truva kentine giderler. Helen’i ve onunla birlikte alınmış malları geri isterler. Troyalıların meclisi sadece Helen’i vermeyi reddetmez, hatta elçileri öldürmek isterler. Onları Antenor (Truvalı danışman) kurtarır. Böylece diplomatik çözüm ihtimali tamamen kapanır ve kuşatma başlar.

Yunanlar yalnızca şehre saldırmaz. Çevredeki yerleşimleri de yağmalarlar. Ve bu noktadan itibaren Kypria‘da Aşil’in savaş faaliyetleri genişler. Aşil, Helen’i görmek ister. Ve Aphrodite ile Thetis, Helen ile Aşil’i bir araya getirir.

Aşil daha sonra Aineias‘ın sığırlarını ele geçirir. İda Dağı’na gelir. Aineias kaçmayı başarır. Aşil ise çobanları ve Priamos‘un oğlu Mestor‘u öldürerek sığırları alır.

Aşil çevredeki şehirleri yağmalar: Lyrnessos, Pedasos.

Aşil ayrıca Troilos‘u öldürür.

Aşil geceleyin şehre girer ve Lykaon’u yakalar. Sonra Patroklos onu Lemnos’a götürür ve köle olarak satar.

Yağmalardan elde edilen ganimet dağıtılır:

Aşil’e, Thebai’ye Artemis için kurban sunmaya gelmişken yakalanan Briseis (Lyrnessos Prensesi) esir kadın ganimet olarak düşer. Agamemnon‘a ise Chryseis isimli esir kadın ganimet olarak düşer.

Palamedes, Odysseus ve Diomedes‘in tuzağı sonrası balık avındayken boğularak ölür.

Ve Zeus, Troyalıların üzerindeki baskıyı azaltmak için Aşil’i Yunan ittifakından uzaklaştırmayı planlar.

İlyada Destanı, işte buradan sonra başlar.

Kaynak Notu

Kypria günümüze tam olarak ulaşmamıştır. Eserin olay örgüsünü büyük ölçüde Proklos’un Chrestomathia‘sındaki özetten biliyoruz. Bunun yanında antik yazarların koruduğu fragmanlar ve özellikle Apollodoros’un Bibliotheke/Epitome‘si gibi daha sonraki kaynaklar, kayıp bölümlere ilişkin ayrıntıları tamamlamada kullanılır. Martin L. West’in Greek Epic Fragments (Loeb Classical Library, 2003) baskısı bu malzemeleri bir araya getirir. West, Proklos’un özetine başka kaynaklardan eklediği bazı ayrıntıları ayrıca gösterir; dolayısıyla aşağıdaki anlatıdaki bütün ayrıntılar aynı derecede doğrudan Kypria metninden değildir.

Metindeki bazı ayrıntılar için kaynak ayrımı

  • Eris’in düğüne davet edilmemesi ve Hermes’in onu kapıda engellemesi: Proklos’un özetinde Eris’in Peleus ile Thetis’in düğününe geldiği ve tanrıçalar arasında güzellik yarışını başlattığı söylenir; ancak “davet edilmedi” ve “Hermes tarafından kapıda durduruldu” ayrıntıları P.Oxy. 3829’daki paralel anlatıdan gelir. West bunu Proklos özetinin hemen ardından yayımlar.
  • Hera, Athena ve Aphrodite’in Paris’e vaatleri: Bunlar metinde zaten belirtildiği gibi Apollodoros eklemesine dayanmaktadır; doğrudan Proklos’un Kypria özetinde bu üç vaadin ayrıntıları bulunmaz.
  • Odysseus’un kendisini sabana koşması ve Telemakhos’u sabanın önüne koyma sahnesi: Proklos’un Kypria özetinde Odysseus’un delilik numarası yaptığı ve Palamedes’in Telemakhos’u kullanarak onu açığa çıkardığı söylenir; fakat saban, öküz ve tuz ekimi gibi ayrıntılar sonraki kaynaklarda ayrıntılandırılır.
  • Tennes’in Aşil tarafından öldürülmesi: Bu olay Apollodoros’ta ayrıntılı şekilde anlatılır, fakat Proklos’un Kypria özetinde Tenedos’a gelişten sonra Tennes’in öldürülmesinden söz edilmez. West’in yorumunda da bu durum özellikle tartışılır. Dolayısıyla bunun Kypria‘da kesinlikle bulunduğunu söylemek yerine, Kypria geleneğiyle ilişkili fakat kaynağı tartışmalı bir ayrıntı olarak görülmelidir.
  • Tennes’in kayalar atarak Yunanları durdurması ve Aşil’in onu göğsünden kılıçla öldürmesi: Bunlar özellikle Apollodoros’un anlatısında bulunur.
  • Kycnus’un kimliği: Proklos’un Kypria özetinde açıkça “Poseidon’un oğlu Kyknos” denir. Dolayısıyla burada Kycnus’u Ares’in oğlu olarak vermemek gerekir.
  • Antenor’un elçileri kurtarması: Proklos yalnızca Yunanların Menelaos ve Odysseus’u elçi olarak gönderdiğini ve Troyalıların Helen ile malları vermeyi reddettiğini anlatır. Antenor’un onları kurtarması Apollodoros’ta bulunan ek ayrıntıdır.
  • Palamedes’in balık avında boğularak öldürülmesi: Proklos’un özetinin sonunda yalnızca Palamedes’in ölümünden söz edilir. Balık avı ve Odysseus ile Diomedes’in onu boğması, sonraki gelenekte ve West’in değerlendirmesinde ayrıntılandırılır. Apollodoros’ta, Odysseus’un sahte ihanet mektubu ve altınla Palamedes’i suçlattığı, ardından Palamedes’in taşlanarak öldürüldüğü anlatılır.
  • Hermione’nin yaşı ve Helen’in onu geride bırakması: Bu ayrıntı Proklos’un Kypria özetinde bulunmaz. Dolayısıyla “dokuz yaşındaki Hermione” ifadesi Kypria‘nın doğrudan verdiği bir bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Share.

Leave A Reply

Exit mobile version